Tuzlukayadegirmen ziyaretçileri için hazırladığımız bu rehberde Ekosistem nedir ilkokul hakkında bilmeniz gerekenleri anlatıyoruz.
Ekosistem Nedir? İlkokul Öğrencileri İçin Geçmişten Bugüne Tarihsel Bir Yolculuk
Geçmişe baktığımızda, insanların doğayı yalnızca çevrelerinde duran bir dünya olarak değil, yaşamlarını biçimlendiren büyük bir bütün olarak gördüklerini fark etmek, bugünü anlamamıza da yardımcı olur.
Bugün ilkokul çağındaki bir öğrenciye “Ekosistem nedir?” diye sorduğumuzda verilebilecek en kolay cevaplardan biri şudur: Ekosistem, canlıların ve cansız çevrenin birbirleriyle etkileşim içinde olduğu yaşam alanıdır. Bir orman, göl, gölet, deniz, çöl hatta belirli özellikleriyle bir bahçe bile ekosistem olarak incelenebilir.
Ancak bu kavram bir anda ortaya çıkmadı. İnsanların doğayı anlama biçimleri yüzyıllar boyunca değişti. Önceleri doğadaki canlılar tek tek ele alınırken zamanla hayvanların, bitkilerin, toprağın, suyun, havanın ve iklimin birbirine bağlı olduğu anlaşılmaya başladı.
Bu nedenle ekosistem nedir ilkokul düzeyinde anlatılırken yalnızca bir tanım vermek yerine, bu düşüncenin nasıl ortaya çıktığını anlatmak oldukça değerlidir. Çünkü bugün bir ormanın neden korunması gerektiğini anlamak için, geçmişte insanların ormanlara ve doğaya nasıl baktığını bilmek bize önemli ipuçları verir.
Ekosistem Düşüncesinden Önce İnsanlar Doğaya Nasıl Bakıyordu?
Doğayı Parçalara Ayırarak Anlama Dönemi
Bilim tarihinin uzun bir bölümünde insanlar doğayı anlamaya çalışırken canlıları ayrı ayrı incelemeye yöneldi. Bir hayvanın özellikleri, bir bitkinin yapısı veya bir toprağın niteliği kendi başına araştırılabiliyordu.
Bu yaklaşım elbette önemli keşifler sağladı. Fakat zaman içinde bir canlıyı yalnız başına incelemenin yeterli olmadığı ortaya çıktı.
Örneğin bir tavşanı düşünelim. Tavşanın yalnızca vücudunu ve davranışlarını bilmek, onun yaşamını bütünüyle açıklamaya yetmez. Tavşanın beslendiği bitkiler, yaşadığı toprak, içtiği su, karşılaştığı yırtıcılar ve bulunduğu iklim de onun yaşamını etkiler.
Belgelerden anlaşıldığı üzere, modern ekoloji düşüncesinin gelişmesinde canlılarla çevreleri arasındaki ilişkilerin giderek daha fazla önem kazanması belirleyici olmuştur. Ekosistem kavramının tarihini inceleyen bilim tarihçileri de 19. ve 20. yüzyıllarda bu bütüncül yaklaşımın giderek güçlendiğini vurgular.
Cambridge
+1
Buradaki önemli tarihsel değişim, “Bu canlı nedir?” sorusundan “Bu canlı nerede ve hangi ilişkiler içinde yaşar?” sorusuna geçilmesidir.
19. Yüzyıl: Charles Darwin ve Canlılar Arasındaki İlişkiler
1859 ve Türlerin Değişimi Fikri
Ekosistem kelimesi henüz kullanılmıyordu. Fakat ekosistem düşüncesinin gelişmesine yardımcı olacak önemli fikirler ortaya çıkıyordu.
Bunlardan en önemlilerinden biri, İngiliz doğa bilimci Charles Darwin tarafından geliştirilen evrim ve doğal seçilim düşüncesiydi.
Darwin’in 1859 yılında yayımlanan On the Origin of Species adlı eseri, canlıların zaman içinde değişebileceğini ve çevreleriyle ilişkilerinin bu süreçte önemli olduğunu savundu. Eserin ilk baskısı 1859’da yayımlandı ve kitabın tarihsel kaydı günümüze ulaşmıştır.
biodiversitylibrary.org
+1
Darwin, yaşam mücadelesinden söz ederken bunun yalnızca canlıların birbirleriyle çatışması anlamına gelmediğini özellikle belirtti. “Var olma mücadelesi” kavramını geniş anlamda kullandığını ve canlıların birbirlerine bağımlılığını da bunun içine kattığını ifade etti.
darwin-online.org.uk
Bu düşünce ekosistem kavramının kendisi değildi. Ancak çok önemli bir kapı açtı.
Birincil kaynak olan Darwin’in 1859 tarihli eseri, canlıların birbirlerinden bağımsız düşünülemeyeceğini gösteren önemli tarihsel belgelerden biridir.
Bugün bir ormandaki kurt, geyik, ağaç ve otları düşündüğümüzde bu bağlantıları daha kolay görebiliyoruz. Bir türün sayısındaki değişiklik başka türleri de etkileyebiliyor.
Peki sizce doğadaki bir canlı gerçekten tamamen bağımsız yaşayabilir mi?
Darwin’in “Doğanın Ekonomisi” Görüşü
Darwin’in kullandığı ifadelerden biri de “doğanın ekonomisi” fikridir. Ona göre doğada bolluk kadar kıtlık, yaşam kadar ölüm ve beslenme kadar başka canlılara bağımlılık da vardır. Kuşların böceklerle beslenmesi veya yırtıcıların başka hayvanları avlaması bu ilişkilerin örnekleridir.
Victorian Web
Bu fikir, ilkokul düzeyinde basit bir besin zinciri örneğiyle anlatılabilir:
Çimen → çekirge → kurbağa → yılan → kartal
Buradaki oklar yalnızca “kim kimi yer?” sorusunu göstermez. Aynı zamanda canlıların birbirleriyle bağlantısını da anlatır.
Bir gün çekirgelerin büyük bölümünün ortadan kalktığını düşünelim. Bundan kurbağalar etkilenebilir. Kurbağaların azalması yılanların beslenmesini değiştirebilir. Böylece başlangıçta yalnızca bir canlıdaki değişiklik, bütün sistemde hissedilebilir.
İşte ekosistem düşüncesinin temelinde bulunan bağlantılılık fikrini çocuklara anlatmanın en güzel yollarından biri budur.
19. Yüzyılın Sonları: Ekoloji Kavramının Ortaya Çıkışı
“Ekoloji” Kelimesinin Doğuşu
yüzyılın ikinci yarısında doğa bilimlerinde yeni bir yaklaşım güçlenmeye başladı: canlıların çevreleriyle ilişkilerini incelemek.
“Ekoloji” kelimesinin kökeni Yunanca oikos yani “ev” veya “yaşam alanı” kavramına dayanır. Bu bakımdan ekoloji, basitçe canlıların “evleriyle” ve birbirleriyle ilişkilerini araştıran bilim dalı olarak düşünülebilir.
Burada “ev” kelimesini yalnızca bir bina olarak düşünmemek gerekir. Bir balık için göl, bir kuş için orman, bir kaktüs için kurak bölge onun yaşam çevresinin parçasıdır.
Tarihsel kaynaklar, ekosistem kavramının doğrudan 20. yüzyılda ortaya çıktığını; fakat bu kavrama zemin hazırlayan ekolojik düşüncelerin 19. yüzyıl boyunca geliştiğini göstermektedir.
ife.ens-lyon.fr
+1
1935: Ekosistem Kavramında Büyük Kırılma
Arthur Tansley ve Yeni Bir Bakış Açısı
Ekosistem kavramının tarihinde en önemli dönemeçlerden biri 1935 yılıdır.
İngiliz bitki bilimci Arthur Tansley, The Use and Abuse of Vegetational Concepts and Terms adlı makalesinde “ecosystem” yani ekosistem kelimesini kullandı. Makale Ecology dergisinde 1935 yılında yayımlandı.
The Ecological Society of America
Tansley’nin yaklaşımı önemliydi çünkü yalnızca bitkileri ve hayvanları değil, fiziksel çevreyi de sistemin bir parçası olarak ele alıyordu.
Tansley, organizmaların çevrelerinden ayrı düşünülemeyeceğini savunarak bunların birlikte bir fiziksel sistem oluşturduğunu ifade etti.
New Phytologist Foundation
Bu birincil kaynak, ekosistem kavramının tarihsel temelini anlamak açısından en önemli belgelerden biridir.
Buradaki büyük değişim şudur: Toprak artık yalnızca bitkinin üzerinde durduğu cansız bir madde değildir; su, ışık, sıcaklık ve hava gibi unsurlarla birlikte canlı yaşamını etkileyen sistemin parçasıdır.
Bu noktada ekosistem nedir ilkokul sorusunun cevabını biraz daha geliştirebiliriz:
Ekosistem; bitkiler, hayvanlar, insanlar ve diğer canlılarla birlikte su, hava, toprak, ışık ve sıcaklık gibi cansız unsurların birbirleriyle etkileşim içinde oluşturduğu bütündür.
Bir Göleti Ekosistem Olarak Düşünmek
Bir gölete baktığımızı düşünelim.
Gölette balıklar, kurbağalar, böcekler, algler ve su bitkileri bulunabilir. Bunun yanında suyun sıcaklığı, içindeki mineraller, güneş ışığı, oksijen miktarı ve göletin tabanı da önemlidir.
Bir öğrenci gölete baktığında yalnızca “Burada balık var.” diyebilir.
Bir ekolojist ise daha fazla soru sorar:
Balıklar neyle besleniyor?
Bitkiler nasıl büyüyor?
Sudaki oksijen nereden geliyor?
Güneş ışığı yaşamı nasıl etkiliyor?
Gölete yağmurla gelen maddeler sistemi değiştiriyor mu?
İşte ekosistem kavramı bize bu soruları birlikte düşünmeyi öğretir.
1940’lar: Enerji Akışının Keşfedilmesi
Raymond Lindeman ve Besin İlişkilerinin Derinleşmesi
1935’te kavram ortaya atıldıktan sonra ekosistem bilimi gelişmeye devam etti.
1942 yılında Amerikalı ekolog Raymond Lindeman, ekosistemlerde enerji akışının anlaşılmasına önemli katkılar sağlayan çalışmasını yayımladı. Bilim tarihindeki değerlendirmelere göre Lindeman’ın çalışması, enerji ve madde hareketlerinin ekosistem anlayışındaki önemini güçlendirdi.
ScienceDirect
Güneş burada temel enerji kaynaklarından biridir.
Bitkiler güneş enerjisini kullanarak besin üretir. Otçullar bitkilerden, etçiller ise başka hayvanlardan enerji elde eder. Ölü organizmaların ayrıştırılmasıyla maddeler yeniden doğadaki döngülere katılır.
Dolayısıyla ekosistem yalnızca canlıların bir arada bulunması değildir; enerji ve maddelerin sürekli hareket ettiği dinamik bir sistemdir.
Bu tarihsel gelişme, doğaya “bir kutunun içindeki canlılar” gibi değil, sürekli hareket eden ilişkiler ağı olarak bakmamızı sağladı.
1950’lerden 1970’lere: İnsan ve Doğa İlişkisi Değişiyor
Bilimsel Araştırmadan Çevre Sorunlarına
yüzyılın ortalarında ekosistem araştırmaları yalnızca bilimsel merak konusu olmaktan çıkıp insanlığın karşılaştığı çevre sorunlarıyla daha yakından bağlantılı hale geldi.
Sanayileşme, hızlı nüfus artışı, tarım alanlarının genişlemesi, kentleşme ve kaynakların yoğun kullanımı doğa üzerindeki insan etkisini artırdı.
Özellikle 1950’lerden 1970’lere kadar çevre sorunları konusunda yapılan çalışmalar ekosistem kavramının daha geniş alanlarda kullanılmasına yardımcı oldu. Ekosistem biliminin tarihini inceleyen çalışmalar, bu dönemde kaynak yönetimi ve çevre problemlerine yönelik araştırmaların önem kazandığını belirtmektedir.
DOI
Bu dönemde önemli bir düşünsel değişim yaşandı.
Eskiden soru çoğunlukla şöyleydi:
“Doğadan nasıl yararlanabiliriz?”
Giderek şu soru da sorulmaya başlandı:
“Doğadan yararlanırken onu nasıl koruyabiliriz?”
Bu değişiklik, çevre tarihinin en önemli toplumsal dönüşümlerinden biridir.
Günümüz: Ekosistem Artık Her Yerde Karşımıza Çıkıyor
Ormandan Şehre Uzanan Kavram
Bugün ekosistem denildiğinde aklımıza yalnızca büyük ormanlar veya okyanuslar gelmemelidir.
Bir şehirdeki park da canlılar ile cansız çevrenin etkileşimlerini incelemek için kullanılabilir.
Parktaki ağaçlar havayı, toprağı ve sıcaklığı etkiler. Kuşlar ve böcekler bu alanda yaşar. İnsanlar parkı kullanır. Yağmur suyu toprağa karışır. Güneş ışığı bitkilerin büyümesini sağlar.
Dolayısıyla insan da ekosistemlerin dışında değildir.
Ekosistem biliminin tarihsel gelişimi, insanın doğanın karşısında duran ayrı bir varlık olarak görülmesinden, insan faaliyetlerinin de ekolojik sistemlerin önemli bir parçası olduğunun anlaşılmasına doğru uzanan bir çizgi ortaya koyar.
Bugün iklim değişikliği, ormanların azalması, su kaynaklarının kirlenmesi ve biyolojik çeşitliliğin kaybı gibi sorunları konuşurken aslında bu tarihsel dönüşümün mirasını kullanıyoruz.
Geçmiş ile Bugün Arasında Bir Köprü
Bir Ormanın Geçmişini Bilmek Bugünü Nasıl Açıklar?
Bugün bir ormana baktığımızda gördüğümüz ağaçların yalnızca bugünkü görüntüsüne odaklanabiliriz.
Fakat o ormanın geçmişte nasıl kullanıldığını bilirsek bugünkü durumunu daha iyi anlayabiliriz.
Orman daha önce tarım alanına dönüştürülmüş olabilir. Bazı ağaç türleri insanlar tarafından kesilmiş olabilir. Bir nehrin yönü değiştirilmiş olabilir. Yangınlar veya kuraklıklar yaşanmış olabilir.
Çevre tarihi bize doğanın bugünkü durumunun da bir geçmişi olduğunu hatırlatır.
Bu nedenle tarih yalnızca savaşları, hükümdarları ve devletleri inceleyen bir alan değildir. İnsanların toprakla, suyla, hayvanlarla ve bitkilerle kurduğu ilişkilerin tarihi de geçmişi anlamanın önemli bir parçasıdır.
Bence burada ilkokul öğrencilerine sorulabilecek çok güzel bir soru vardır:
“Yaşadığımız yerdeki doğa 100 yıl önce de bugün olduğu gibi miydi?”
Bu sorunun peşinden gidildiğinde çocuklar hem tarih hem de bilim öğrenmeye başlayabilir.
Ekosistem Neden Bozulabilir?
Doğadaki Dengenin Değişmesi
Bir ekosistemdeki ilişkiler çok sayıda bağlantıdan oluşur.
Örneğin bir göle fazla miktarda kirletici madde karıştığında bunun etkisi yalnızca suyun görünümünde kalmayabilir. Su bitkileri, balıklar, mikroorganizmalar ve göl çevresindeki diğer canlılar da etkilenebilir.
Benzer şekilde bir ormandaki ağaçların büyük bölümünün kesilmesi toprağın yapısını, su döngüsünü, hayvanların yaşam alanlarını ve bölgedeki sıcaklık koşullarını değiştirebilir.
Burada “denge” kelimesini dikkatli kullanmak gerekir. Ekosistemler tamamen hareketsiz sistemler değildir. Doğal koşullar sürekli değişir. Önemli olan, canlıların ve çevresel unsurların birbirleriyle kurduğu ilişkilerin zaman içinde nasıl değiştiğini anlayabilmektir.
Bilimsel literatürde ekosistemler farklı büyüklüklerde ve ölçeklerde ele alınabilir; sınırları her zaman kesin çizgilerle belirlenmiş değildir.
Ticaret Kataloğu
Bu nedenle Dünya’nın kendisi bile çok büyük ölçekte tek bir ekosistem olarak düşünülebilir.
İlkokul Öğrencileri İçin Ekosistem Nasıl Hatırlanır?
Canlılar + Cansız Çevre + İlişkiler
Ekosistem nedir ilkokul düzeyinde öğrenilirken üç temel noktayı hatırlamak yeterli bir başlangıç sağlayabilir:
1. Canlılar
İnsanlar, hayvanlar, bitkiler, mantarlar ve mikroorganizmalar ekosistemin canlı unsurlarıdır.
2. Cansız Unsurlar
Su, hava, toprak, güneş ışığı, sıcaklık ve mineraller cansız çevrenin önemli parçalarıdır.
3. Etkileşim
En önemli nokta ise bunların birbirleriyle ilişkili olmasıdır.
Bir bitki güneş ışığına ihtiyaç duyar.
Bir kelebek bitkilerden yararlanabilir.
Bir kuş kelebeği veya başka böcekleri yiyebilir.
Topraktaki canlılar ölü maddelerin parçalanmasına yardımcı olabilir.
Yağmur suyu toprağı ve bitkileri etkileyebilir.
Böylece tek tek parçalar birleşerek büyük bir yaşam sistemi oluşturur.
Tarih Bize Ekosistemleri Anlatırken Ne Öğretiyor?
Ekosistem kavramının tarihine baktığımızda aslında yalnızca bir bilim teriminin geçmişini görmeyiz. İnsanların dünyayı algılama biçiminin değişimini de görürüz.
yüzyılda canlıların değişimi ve birbirleriyle ilişkileri üzerine düşünceler gelişti.
yüzyılın başlarında ekoloji bilimsel bir alan olarak güçlendi.
1935’te Tansley “ekosistem” kavramını ortaya koyarak canlıları fiziksel çevreleriyle birlikte ele alan güçlü bir çerçeve sundu.
The Ecological Society of America
+1
1940’larda enerji akışı üzerine yapılan çalışmalar kavramı daha da geliştirdi.
ScienceDirect
1960’lardan sonra ekosistem araştırmaları insan faaliyetleri, kaynak kullanımı ve çevre sorunlarıyla daha güçlü biçimde ilişkilendirildi.
DOI
Bugün ise ekosistem kavramı iklim, biyolojik çeşitlilik, su kaynakları, tarım, şehirleşme ve sürdürülebilirlik gibi pek çok konunun merkezinde yer alıyor.
Geçmişte ortaya çıkan bilimsel fikirler, günümüzde karşılaştığımız çevre sorunlarını anlamamız için kullanılan düşünsel araçlara dönüşmüştür.
Sonuç: Küçük Bir Gölet, Büyük Bir Dünya
Bir ilkokul öğrencisinin okul bahçesinde küçük bir gölet gördüğünü düşünelim. İlk bakışta yalnızca su, birkaç bitki ve birkaç böcek görebilir.
Fakat ekosistem kavramını öğrendikten sonra aynı gölete farklı gözlerle bakabilir.
Artık suyun sıcaklığını, güneş ışığını, bitkileri, böcekleri, balıkları, toprağı ve havayı birbirinden tamamen ayrı düşünmez.
Üstelik bu bakışın arkasında yüzlerce yıllık bir düşünce tarihi vardır.
Darwin’in canlılar arasındaki bağımlılığa yaptığı vurgu, ekolojinin gelişmesi, Tansley’nin 1935’te ekosistem kavramını ortaya koyması ve sonraki bilim insanlarının enerji ile madde akışlarını araştırması, bugün kullandığımız anlayışın temel taşlarını oluşturmuştur.
darwin-online.org.uk
+2
The Ecological Society of America
+2
Böylece “Ekosistem nedir?” sorusunun cevabı yalnızca “Canlı ve cansız varlıkların oluşturduğu sistemdir.” cümlesinden çok daha anlamlı hale gelir.
Ekosistem, birbirine bağlı yaşamların bütünüdür.
Ve belki de bu kavramın çocuklara öğretebileceği en önemli düşünce şudur: Doğada hiçbir şey tamamen tek başına değildir.
Bir ağacın gölgesi toprağı etkiler. Toprak ağacı besler. Ağaç bir kuşa yuva olabilir. Kuş tohum taşıyabilir. Tohum başka bir yerde yeni bir bitkinin başlangıcı olabilir.
Geçmişe baktığımızda insanların bu bağlantıları anlamasının uzun zaman aldığını görüyoruz. Bugün ise bu bilgiyi daha bilinçli kullanma fırsatına sahibiz.
Belki de asıl soru artık yalnızca “Ekosistem nedir?” değildir.
“İçinde yaşadığımız ekosistemin geleceğinde bizim rolümüz ne olacak?”
Bu sorunun cevabı, geçmişte yaptıklarımızı anlamaktan ve bugün yaptıklarımızın yarın nasıl sonuçlar doğuracağını düşünmekten geçiyor.