“Iğreti Ne Demek Argo?”: Siyaset, Güç İlişkileri ve Toplumsal Cinsiyetin Rolü
Günümüz toplumlarında dil, gücün ve ideolojilerin en etkili araçlarından biridir. Bir siyaset bilimci olarak, dilin yalnızca bir iletişim aracı olmanın ötesinde, güç ilişkilerini pekiştiren ve dönüştüren bir araç olduğunu düşünüyorum. Bu yazıda, “iğreti” kelimesinin argo kullanımını, toplumsal düzen ve iktidar ilişkileri açısından ele alacağım. Argo, genellikle dışlanan, marjinalleştirilen ve toplumsal normlardan sapmış bir dil olarak kabul edilir; ancak bu dil, aslında toplumun nasıl şekillendiğine dair önemli ipuçları barındırır. Hangi dilin “iğreti” kabul edildiği, toplumdaki güç dinamiklerine, sınıf farklarına ve cinsiyet rollerine göre değişir.
İktidar, Dil ve “Iğreti” İfadesinin Yükselişi
İktidar, toplumsal düzeni şekillendiren bir unsurdur. Dil, iktidar sahiplerinin toplumu nasıl şekillendirdiğini ve hangi davranışların kabul edilebilir olduğunu belirlediği bir alandır. Bu bağlamda, “iğreti” kelimesinin argo anlamı, iktidarın en güçlü aracılarından biri olan dilin, toplumun dışındaki ya da marjinalleşmiş bireylere nasıl yöneldiğini gösterir. “İğreti olmak”, toplumsal normlardan sapmak, yerleşik düzenin dışına çıkmak anlamına gelir. Bu ifade, toplumun belirlediği ideolojilerle çatışan bireyler için bir etiket olabilir; toplumsal düzenin bir tür dışlanmışlık dilidir.
Erkekler ve güç stratejileri açısından bakıldığında, dil genellikle iktidarın yeniden üretilmesi için bir araçtır. Erkeklerin toplumdaki güç pozisyonları, dil üzerinden de pekişir. Erkeklerin “iğreti” olma durumu, genellikle toplumsal normların dışına çıkmakla ilişkilidir, fakat bu dışlanma çoğu zaman geçicidir ve erkeğin toplum içindeki stratejik pozisyonuna bağlı olarak yeniden kabul edilebilir. Erkeklerin stratejik bakış açıları, kendilerine alan açma ve iktidar ilişkilerini yönlendirme odaklıdır. Bir erkeğin “iğreti” olması, çoğu zaman geçici bir durumu simgeler ve bu durum, toplumdaki en güçlü ideolojik çerçevelerin dışına çıkarak, erkeğin yeniden topluma kabul edilmesini sağlar.
Kadınlar ve Demokratik Katılımın Yansıması: Iğreti Olmak
Toplumsal cinsiyet rolü ve kadınların toplumsal katılımı, “iğreti” kelimesinin anlamını daha da katmanlaştırır. Kadınların toplumsal etkileşim alanları, erkeklerden farklı olarak daha çok demokratik katılım ve sosyal etkileşim üzerine kuruludur. Kadınların “iğreti” olma durumu, genellikle daha uzun süreli bir marjinalleşme veya dışlanmışlık anlamına gelir. Kadınlar toplumun belirli kurumlarında, özellikle erkek egemen yapılar içinde, genellikle daha az iktidar sahibi olabilirler. Kadınların, belirli toplumsal normlara uymadığında veya bu normlardan saparak farklı bir kimlik geliştirdiğinde “iğreti” olarak nitelendirilmeleri, toplumsal cinsiyetle ilişkili derin bir sorundur. Kadınların bu süreçte yaşadığı dışlanma, yalnızca kişisel bir durum olmanın ötesinde, toplumsal ve ideolojik bir yapının parçasıdır.
İdeolojinin Rolü: Güç İlişkilerinin Yeniden Üretilmesi
İdeolojiler, toplumsal yapıyı ve güç ilişkilerini yönlendiren en güçlü araçlardır. “İğreti” olma durumu, sadece bireylerin davranışlarıyla değil, aynı zamanda toplumun benimsediği ideolojilerle de şekillenir. Kapitalizm, patriyarka, toplumsal cinsiyet normları gibi büyük ideolojiler, toplumsal düzeni inşa eder ve insanların bu düzen içinde nasıl varlık gösterdiklerini belirler. “İğreti olmak” da bu ideolojik yapılarla doğrudan ilişkilidir. Bir birey veya bir grup, bu yapılarla uyumsuz olduğunda, toplumsal normlar tarafından dışlanır ve “iğreti” olarak kabul edilir. Buradaki asıl soru, bu normların ne kadar “doğal” olduğu ve kim tarafından belirlendiğidir. Eğer toplumdaki ideolojik yapılar, yalnızca belirli bir grubun çıkarlarını yansıtıyorsa, bu normlar dışındaki bireylerin yaşadığı “iğreti olma” durumu, daha büyük bir güç ve baskı ilişkisini gözler önüne serer.
Özellikle günümüzün dinamiklerinde, sosyal medyanın etkisiyle birlikte, “iğreti” olmak, kimliklerin hızlıca şekillendiği, sürekli olarak değişen bir kavram haline gelmiştir. Toplum, bir yandan toplumsal normları ve ideolojileri yeniden üreterek, diğer yandan bu normlara uymayanları dışlamaktadır. Peki, toplumsal düzenin dışına çıkmak, gerçekten de iğreti olmak mıdır? Toplumun normlarını sorgulamak, özgürlüğün ve bireyselliğin bir parçası olabilir mi? Ya da “iğreti olmak” aslında iktidarın, bu normları dayatan yapılar tarafından kabul edilebilir kılınan geçici bir durum mudur?
Toplumsal Düzenin Dışına Çıkmak: Güç ve Kimlik
Sonuç olarak, “iğreti” olmak, yalnızca bireysel bir durumu değil, toplumsal güç ilişkilerini, ideolojik yapıları ve toplumsal cinsiyetin etkisini yansıtan bir kavramdır. Hem erkeklerin stratejik bakış açıları hem de kadınların toplumsal katılım ve demokratik etkileşim odaklı yaklaşımları, bu durumu farklı açılardan şekillendirir. Her iki cinsiyetin de toplumsal normlarla ilişkisi farklıdır; ancak her iki durumda da güç ve iktidar ilişkileri temel bir rol oynamaktadır. Toplum, bu normların dışına çıkanları nasıl etiketler ve bu etiketler ne anlama gelir? “İğreti” olma durumu, toplumun toplumsal düzenini koruma ve yeniden üretme biçimini sorgulayan bir soru işaretidir.
Bu yazı, hem dilin ve iktidarın rolünü hem de toplumsal düzenin kırılganlığını gözler önüne sermek amacıyla yazıldı. Belki de bir sonraki kez, “iğreti” kelimesiyle karşılaştığınızda, bunun toplumsal ve siyasal anlamda ne kadar derin bir içeriğe sahip olduğunu fark edersiniz.