Ahlat’ın Meşhur Yemeği: Bir Yolculuk ve Bir Tattın Hikâyesi
Geçen yaz, kaybolmuş gibi hissettiğim bir dönemde, Kayseri’nin sıcak havasında yalnız başıma bir sabah kahvesi içiyordum. İkimizin de çokça konuştuğu, ama son birkaç aydır hiç de gündemime girmeyen Ahlat’ın yemeğiyle ilgili sohbeti hatırladım. “Ahlat’ın meşhur yemeği nedir?” sorusunu, biraz da merakla sormuştum. Cevaplar birbirinden farklıydı. Kimisi kebap derken, kimisi etli ekmek diyordu. Ama bir şey vardı, bunların hiçbiri o kadar içimi ısıtacak gibi görünmüyordu.
Bir Karar: Ahlat’a Gitmek
Bir süre sonra kendimi bir anda Ahlat’a doğru yola çıkarken buldum. Hem de tek başıma. İçimde bir sürü karmaşık duygu vardı. Heyecan, merak, biraz da korku. Sanki uzun süredir gidemediğim bir yer, keşfetmem gereken bir dünya vardı. Ahlat’a gitmek, içinde ne olduğunu bilmediğim bir yolculuk gibi gelmişti. O an anladım ki, işte bu yolculuğun parçası olabilmek için bir şeyi tam olarak bilmem gerekmedi. Yeter ki denemek istedim. Yola çıktım.
Sabahın erken saatlerinde otobüsle, Kayseri’nin kalabalığından çok uzaklara, bitmek tükenmek bilmeyen yolların arasında Ahlat’a doğru ilerlerken, kendimi biraz kaybolmuş gibi hissettim. Belki de kendi içimde kaybolmuş bir benlik arıyordum. Ahlat’a vardığımda, kasabanın dingin havası beni hemen sarhoş etti. Evet, kasaba olmasına kasaba ama bir yanda da insana huzur veren o yavaş ritim vardı. Bu yavaşlık, bir şeyin hızla yaklaştığını hissettiriyordu: Ahlat’ın meşhur yemeği, o ne olduğu belli olmayan ama herkesin mutlaka tattığı yemek.
Ahlat’a İniyorum: Beni Karşılayan Tat
Bir restorana girdiğimde, menüyü inceleyen garsona sordum: “Ahlat’a özgü ne var?” Garson, yüzünde hafif bir gülümseme ile “Patatesli kuymak var, ondan yemelisiniz” dedi. Gözlerim büyüdü. Patatesli kuymak mı? Bir anda hayal kırıklığına uğradım, “Kuymak” deyince aklıma gelen tek şey, Karadeniz’in o ünlü mısır unu ve peynirle yapılan yemeğiydi. Hani o yaparken çok eğlenceli ama sonunda şişmanlatan yemekler vardır ya, işte onlardan. Ama Ahlat’ta patatesli versiyonu vardı. Her ne kadar klasik bir şey gibi görünse de, içimde bir şeylerin değiştiğini hissettim. O an, bu küçük yemeğin büyük bir anlam taşıyacağını bilmiyordum. Ama zamanla anlayacaktım.
Bir İlk Tattın: Umutla Birlikte
Yemek geldiğinde, tabakta o kadar basit ama bir o kadar davetkar bir görüntü vardı ki… Patatesin sıcaklığı, kuymak ve hafif tereyağlı karamelize olmuş lezzet beni birden etkisi altına aldı. İlk lokmayı aldım, ve bir an dondum. O kadar basitti ki, ama o kadar içtendi ki, bir anda her şeyin bir anlamı olmuştu. O anda hissettim: Belki de her şey çok basit ama anlam yüklüydü. O patatesin, kuymakla birleşmiş hali, içimdeki kaybolmuş duyguları toparlıyordu. Yavaşça yedim, her lokma bana içsel bir huzur veriyordu.
Bir yandan yemeğin tadına varırken, diğer yandan Ahlat’ta geçirdiğim birkaç saat boyunca bir şeyler fark etmeye başladım. Hayatımda her şeyin bir amacı varmış gibi hissettim. Bir zamanlar her şeyin ne olduğunu çözmeye çalışırken, aslında sadece yaşamak gerektiğini fark ettim. Ahlat’tan dönerken, işte o tat, o basit ama etkili yemek, beni geriye, Kayseri’ye dönerken bir şeylere bağlamıştı. Ahlat’ın meşhur yemeği, sadece bir tat değil; bir yaşam anlayışıydı. Belki de bunun anlamını yıllar sonra anlayacağım.
Sonra Dönüş: Huzur
Kayseri’ye dönerken, aklımda yalnızca o basit yemeğin tadı vardı. Ama o tat, içimi ısıtan bir şeyler bırakmıştı. Her şeyin bir anlamı yokmuş gibi göründüğü zamanlarda, bazen çok basit bir şeyin, içindeki en derin anlamı taşıdığını kabul etmek gerekiyor. Belki de ben sadece o basit ama lezzetli kuymakla, kendimi bulmaya başladım. Ahlat’ın o meşhur yemeği aslında basit ama o kadar güçlüydü ki… Yolu bulmam için bana sadece birkaç lokma yeterli olmuştu.